KuvayiMedya Haber
Hava Durumu
SON HABERLER
22:20Batılı 5 lider, İsrail'i Lübnan'a karadan saldırıda bulunmaması için uyardı22:20ABD Başkanı Trump, "İran'la savaşın" bu hafta olmasa da "çok yakında" biteceğini belirtti22:05İran Dışişleri Bakanı Erakçi, ülkesinin ABD'yle iletişimde meydana geldiğu iddialarını yalanladı21:50Axios: İran Dışişleri Bakanı ile Trump'ın Özel Temsilcisi Witkoff arasında doğrudan iletişim var21:25Nvidia, 2027'ye kadar yapay zeka çiplerinden 1 trilyon dolar gelir bekliyor21:25ABD Başkanı Trump, İran saldırıları dolayısıyla Çin ziyaretini bir süre erteleyeceğini duyurdu21:20UEFA Şampiyonlar Ligi ve Konferans Ligi finali için bilet satışları start aldı21:10İspanya Kralı 6. Felipe, İspanyolların Amerika'yı fethinde çok fazla suistimal meydana geldiğunu kabul etti21:10Bakan Şimşek: Türkiye, bölgesinde eğer istikrar varsa, huzur varsa, barış varsa bölgesel olarak refaha yükselir21:06ABD'de yapay zekanın tehdit ettiği mesleklerin yüzde 86'sında kadınlar çalışıyor22:20Batılı 5 lider, İsrail'i Lübnan'a karadan saldırıda bulunmaması için uyardı22:20ABD Başkanı Trump, "İran'la savaşın" bu hafta olmasa da "çok yakında" biteceğini belirtti22:05İran Dışişleri Bakanı Erakçi, ülkesinin ABD'yle iletişimde meydana geldiğu iddialarını yalanladı21:50Axios: İran Dışişleri Bakanı ile Trump'ın Özel Temsilcisi Witkoff arasında doğrudan iletişim var21:25Nvidia, 2027'ye kadar yapay zeka çiplerinden 1 trilyon dolar gelir bekliyor21:25ABD Başkanı Trump, İran saldırıları dolayısıyla Çin ziyaretini bir süre erteleyeceğini duyurdu21:20UEFA Şampiyonlar Ligi ve Konferans Ligi finali için bilet satışları start aldı21:10İspanya Kralı 6. Felipe, İspanyolların Amerika'yı fethinde çok fazla suistimal meydana geldiğunu kabul etti21:10Bakan Şimşek: Türkiye, bölgesinde eğer istikrar varsa, huzur varsa, barış varsa bölgesel olarak refaha yükselir21:06ABD'de yapay zekanın tehdit ettiği mesleklerin yüzde 86'sında kadınlar çalışıyor
Tümü
Gündem

İsrail-Hizbullah savaşında yeni aşama ve Lübnan’ın belirsiz geleceği

Son gelişmelere göre, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, İsrail'in Lübnan'a yönelik artan saldırılarının arka planını AA Analiz için kaleme aldı. 28 Şubat sabahı İran’a yönelik ABD ve İsrail tarafından başlatılan geniş çaplı hava saldırıları, çatışmanın kısa sür

İsrail-Hizbullah savaşında yeni aşama ve Lübnan’ın belirsiz geleceği
Ahmet Yılmaz··6 dk okuma

Son gelişmelere göre, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, İsrail'in Lübnan'a yönelik artan saldırılarının arka planını AA Analiz için kaleme aldı.

28 Şubat sabahı İran’a yönelik ABD ve İsrail tarafından başlatılan geniş çaplı hava saldırıları, çatışmanın kısa sürede bölgesel bir nitelik kazanmasına yol açarken Lübnan’da Hizbullah’ın nasıl bir stratejik rota izleyeceği sorusunu da gündeme taşıdı. Haziran 2025’te gerçekleşen ilk İran-İsrail çatışması sırasında tarafsız kalmayacaklarını ve Tahran’ın en güçlü destekçilerinden biri olacaklarını vurgulayan bununla birlikte belirsiz bir fotoğraf sergileyen Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, şubat ayındaki savaşın ilk saatlerinde yaptığı açıklamada da benzer bir üslup kullanarak örgütün angajmanını kontrollü ve sınırlı tutma eğiliminde meydana geldiğunu gösterdi. Bu anlamda Ayetullah Ali Hamaney'e yönelik bir saldırı istisnası dışında İsrail’le savaştan bir süre daha uzak durmayı planlayan Hizbullah, siyasi ve askeri olarak toparlanmak, bunun yanı sıra Lübnan’daki iç krizler ile silahsızlanması yönündeki ABD-İsrail tarafından gelen baskıyı yönetmek için ihtiyaç duyduğu süreyi ihtiyatlı yaklaşım çerçevesinde değerlendirmeye çalıştı. Hizbullah’ın söz konusu toparlanma sürecini tamamlayamadan 2 Mart gecesi bölgesel çatışmaya dahil olması ise savaşı farklı aşamaya taşırken örgütün savaşa katılım kararının arkasındaki dinamiklerin ve karar alma sürecinin yeniden sorgulanmasına yol açtı.

26 Kasım 2024’te yürürlüğe giren ateşkesten sonraki yaklaşık 15 aylık süreçte İsrail'in örgütün üst düzey isimlerine yönelik suikastlarına devam etmesine ve sivil kayıpların artmasına rağmen Hizbullah, kapsamlı ölçüde stratejik sabır politikasını sürdürdü. Bu nedenle de Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından kısa süre sonra Güney Lübnan’dan İsrail’e yönelik saldırı başlatılması, Hizbullah’ın Lübnanlı siyasi-askeri aktör kimliği ile İran’ın bölgesel vekil gücü rolü arasındaki gerilimin yeniden görünür hale gelmesindeki dikkat çekici faktörü oluşturdu. Buna karşın örgütün gerçekleştirdiği saldırının ölçeği ve kapsamı, söz konusu gerilimin tam anlamıyla bir kopuşa dönüşmesini engellemeye yönelik kontrollü angajman niteliği taşıdı. Nitekim Hizbullah’ın kısıtlı sayıda füze kullanarak saldırıyı sınırlı tutması, esasen sembolik yanıt verilerek daha geniş çaplı tırmanmadan kaçınma eğiliminde meydana geldiğuna dair işaretler sundu. Sınırlı kapasite kullanımı o denli dikkat çekiciydi ki ilk etapta gerek İsrail medyasında gerekse de yerel basında füzelerin örgüt tarafından atılmamış olabileceğine yönelik değerlendirmeler yer almaya start aldı.

Bu aşamada Hizbullah, Veliyyü’l Fakih’e yapılan saldırı karşısında Şii kimliğini ve İran’a sadakatini düşük ölçekli operasyonla göstermeye çalışırken Naim Kasım’ın 4 marttaki konuşmasında “Bir füze salvosu savaşı hak ediyor mu sanıyorsunuz?” sözleriyle “Küçük eylemler kapsamlı savaşa dönüşmemeli” minvalinde verdiği mesaj, esasen Lübnan savaşında sınırı henüz aşmak istemediği gerçeğini gösteriyordu. Dolayısıyla her ne kadar İsrail, Lübnan’ın Gazze’ye dönüşeceğine yönelik tehditlerini artırmış olsa da Tel Aviv’in İran savaşına kanalize olmuş olması, Hizbullah’a yönelik operasyonların şimdilik beklenenden daha sınırlı olabileceğine dair izlenimi güçlü kılmıştı.

bununla birlikte İsrail’in uzun süredir planladığı Lübnan operasyonunun Hizbullah’ın intikam saldırısıyla fiilen başlamış olması ve savaşın ilk günlerinde Tel Aviv’in agresifliğinin açığa çıkması, Hizbullah’ın denklemi değiştirmesine yol açtı. İsrail’in Litani Nehri'nin güneyini içeren yaklaşık 1000 kilometrekarelik alanın boşaltılmasına yönelik hedeflerine ek olarak, Beyrut’un Dahiye bölgesinin yoğun bombardımana tutulmasıyla birlikte Hizbullah, kademeli olarak gerilimi artırmaya start aldı. Bununla birlikte İsrail’in karadan Lübnan’a sızması sonrasında sınır noktalarına atılan füzeler, Güney Lübnan’da misillemeden öte savunma hattının oluşması ve Hizbullah’ın saldırıdan önce bölgesel kontrolü güçlendirmeyi hedeflemesi noktasında bir stratejik yöntem oluşturdu.

Bu şekilde de 11 Mart'ta İran’la ortak düzenlenen operasyona kadar Hizbullah, güneyde İsrail tanklarını hedefleme, ülkenin doğusunda yer alan Nebi Şit bölgesindeki saldırıları geri püskürtme yoluyla savunma hattında kalmayı tercih etti. Devam eden süreçte İsrail’in sivil yerleşimleri vurmaya başlaması, Lübnan içindeki tepkilerin artmasının önünü açarken İran’ın savunma stratejisinden saldırıya geçmesi, Hizbullah’a mevcut gücünü etkin biçimde kullanma ve İsrail’e karşı zafer anlatısını sahada inşa etme fırsatı verdi. Bu durum, Hizbullah’ın kontrollü angajman ile taktiksel esnekliği bir arada yürüttüğünü ortaya koydu ve örgütün çatışmayı kontrol edebilme kapasitesini gözler önüne serdi.

Hizbullah’ın İsrail karşısında sahada ne kazanıp ne kaybedeceği henüz belirsizliğini korusa da Lübnan’daki siyasi elit karşısında şimdiden kritik bir avantaj elde ettiği görülmektedir. Bu noktada savaşın askeri seyrinden ziyade, hükümetin son bir yılda izlediği politik sürece dikkat çekmek gerekmektedir. Şubat 2025’te Başbakan Nevvaf Selam liderliğinde kurulan hükümetin ülkenin derinleşen ekonomik ve toplumsal sorunlarını geri plana iterek neredeyse tamamen Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesine odaklanması bununla birlikte bu konuda somut bir ilerleme sağlayamaması, dahası ABD ile İsrail’in artan baskısı karşısında giderek daha sıkışmış bir konuma düşmesi, hükümetin toplumsal meşruiyetini zedeleyen başlıca faktörler haline geldi. Bu çerçevede, Hizbullah’ın herhangi bir çatışmadan uzak kalacağına dair Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından verilen garantinin 2 Mart gecesi anlamını yitirmesi, örgütün hükümet karşısında hala güçlü bir pozisyonda bulunduğunu göstermektedir. Mayıs 2026’da yapılması planlanan seçimlerin ertelenmesi ise hükümetin meşruiyetine yönelen son darbe olarak değerlendirilebilir.

Lübnan hükümetinin zayıflığını ortaya koyan bir diğer alan ise savaş sonrasında ihtiyaç duyulan sosyal yardımlar konusunda sergilenen yetersizliktir. Ülkede 700 binden fazla insanın yerinden edilmesiyle ortaya çıkan krizi yönetmekte başarısız kalan Lübnan devleti, gönüllü ağları ve sivil toplum kuruluşlarının dahi gerisinde kalan bir performans sergileyerek devlet kapasitesinin zayıflığını açık biçimde gözler önüne sermiştir. Dolayısıyla Lübnan’daki siyasi kırılganlığın yarattığı boşluğu dmeydana geldirmayı başaran Hizbullah, kendi geleceğini risk altına atsa da mevcut hükümetin meşruiyetini aşındıran bir aktör haline gelmiştir.

2008 yılında İsrailli General Gadi Eizenkot tarafından ortaya konulan, yoğun ve orantısız askeri güç kullanmak kapsamında belirginleşen “Dahiye Doktrini”’nin 2026’da yeniden uygulanması, İsrail’in Lübnan planının İran kriziyle doğrudan bağlantılı olmadığını bununla birlikte kaldıraç olarak kullandığını açık biçimde göstermektedir. Nitekim 2024 yılının başlarından itibaren Hizbullah merkezli çerçevede şekillenen Lübnan savaşında İsrail’in Güney Lübnan’da demografik yapıyı değiştirmeye yönelik politikaları, yalnızca güvenlik eksenli strateji izlemediğini, aynı zamanda daha bölünmüş ve daha dar alana sıkışmış Lübnan tasavvur ettiğini göstermektedir.

Bu çerçevede mezhepler arasındaki toplumsal dengeyi bozmayı hedefleyen ve birçok köyün boşaltılmasını önuyarıncan planın, İsrail’in kendi güvenlik çıkarlarına uygun yeni bir toplumsal düzen yaratma arayışıyla bağlantılı meydana geldiğu görülmektedir. Nitekim ülke topraklarının yaklaşık yüzde 10’una denk gelen Litani Nehri’nin güneyinin boşaltılmasını önuyarıncan proje, fiilen insansız bir tampon bölge oluşturmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda ülkedeki siyasi boşluğu da değerlendiren İsrail açısından iç savaşı tetikleyebilecek herhangi bir kıvılcım, yürütülen stratejiyi kolaylaştırabilecek bir unsur olarak görülmektedir. İsrail’in Lübnan’a yönelik yaklaşımının uzun vadeli bir plan içerdiğine ve İran’la yürütülen savaş sona erdikten sonra dahi saldırıların uzun süre devam edebileceğine işaret eden gelişmeler, meselenin yalnızca Hizbullah’la sınırlı olmadığını, nihai olarak Lübnan’ın İsrail’in güvenlik önceliklerine uygun biçimde yeniden şekillendirilmesini hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası meydana geldiğunu sunmaktadır.

Son tahlilde Lübnan, İsrail’in masasında “bitirilmesi gereken bir uyarıncav” olarak yer almaktadır. Ülkedeki kırılgan düzen, bunun yanı sıra Hizbullah’ın silahsızlanmasının kısa vadede sonuçsuz kalacak olması, gerilimin artmasına ve Lübnan’ın İsrail merkezli krizlerin ana sahası olmasına yol açmaktadır. Bölgesel anlamda dikkatlerin yeteri kadar Lübnan’a verilmemesi ise ülkenin dış müdahalelere daha açık hale gelmesine ve kalıcı bir kriz coğrafyası olarak konumlanmasına yol açmaktadır.

[Dr. Tuba Yıldız, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir..

Kaynak: Anadolu Ajansı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

İsrail-Hizbullah savaşında yeni aşama ve Lübnan’ın belirsiz geleceği | KuvayiMedya