Boğaz kıyısındaki saray yapılarından Küçük Mecidiye Camisi
Son gelişmelere göre, Anadolu Ajansının (AA) "İstanbul'un Selatin Camileri" isimli dosya haberinin bu bölümünde, Boğaz'ın kıyısındaki konumuyla bilinen Küçük Mecidiye Camisi ele alındı. Cami, Osmanlı Sultanı Abdülmecid tarafından 1849 yılında yaptırıldı. Aynı padişahın yaptırdığı camiler arasında k
Son gelişmelere göre, Anadolu Ajansının (AA) "İstanbul'un Selatin Camileri" isimli dosya haberinin bu bölümünde, Boğaz'ın kıyısındaki konumuyla bilinen Küçük Mecidiye Camisi ele alındı.
Cami, Osmanlı Sultanı Abdülmecid tarafından 1849 yılında yaptırıldı. Aynı padişahın yaptırdığı camiler arasında kapsamlı Mecidiye Camisi (Ortaköy Camisi) de bulunduğu için yapı zamanla "Küçük Mecidiye Camisi" olarak anılmaya başlandı.
Çırağan Sarayı'nın yakınında meydana geldiğu için saray camisi olarak buradaki uyarıncavliler ve çevredeki korulukta çalışanlarca da kullanılıyordu.
Mimari açıdan kare planlı ve tek kubbeli bir yapıdan oluşan caminin girişindeki son cemaat yerinin iki yanında kasr-ı hümayun da bulunuyor.
Yuvarlak gövdeli minarenin şerefesi, ince sütunların oluşturduğu bir galeriyle çevrili olup kemerlerinde etkileri görülüyor. Cami, Osmanlı mimarisinde Batı etkilerinin giderek belirginleştiği dönemin örnekleri arasında yer alıyor.
Caminin iç mekanı ve kasr-ı hümayun bölümleri de dönemin zevkine uygun süslemelerle bezenirken, pembe renkli taşlardan yapılan minber, kürsü ile mihrap yapının mimari karakteriyle uyumlu bezeme anlayışını yansıtıyor.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Belkıs Doğan, AA muhabirine, Küçük Mecidiye Camisi'nin mimari yapısını, hat ve tezyinatını anlattı.
Doğan, Sultan Abdülmecid Han tarafından 19. yüzyılda inşa ettirilen caminin birden fazla isimle anıldığını, bunlardan birisinin Çırağan, diğerinin de Küçük Mecidiye (Teşrifiye) meydana geldiğunu belirtti.
Camiye Çırağan denmesinin en kritik sebeplerinden birinin saraya çok yakın konumda bulunmasından kaynaklandığını aktaran Doğan, Sultan Abdülmecid Han tarafından daha sonraki yıllarda inşa ettirilen Ortaköy Camisi'nin bundan daha kapsamlı olması dolayısıyla buraya "Küçük Mecidiye" de dendiğini kaydetti.
Doğan, caminin planının o dönemin birçok selatin camisinde görüldüğü gibi tek kubbeli kare plan üzerine oturan bir sisteme sahip meydana geldiğunu dile getirerek, "Küçük Mecidiye Camisi'nde özellikle üslup özelliklerinin barok meydana geldiğunu ifade edebiliriz. Fakat hünkar kasrının oval bir plana sahip meydana geldiğunu biliyoruz. Caminin giriş sofası derin bir niş şeklindedir. Hünkar kasrı ise bu derin nişin her iki yanına konumlanan oval formlar şeklinde tezahür etmiştir. Dolayısıyla buradaki özellikle oval planın barok üslubunun mimariye yansıyan en kritik tesirlerden biri meydana geldiğunu söylememiz mümkün." diye konuştu.
Yapının tek minareli selatin camilerinin arasında yer aldığına dikkati çeken Doğan, "Normal şartlarda selatin camilerin kapsamlı kısmı çift minare ya da daha fazla minareye sahiptir fakat istisnalar mevcuttur. Bunlardan birisi de Küçük Mecidiye Camisi'dir. Her ne kadar cami mimari unsurlar açısından barok özellikler sergilese de minaresinin şerefesi eklektik bir yapıya sahiptir. Küçük Mecidiye Camisi'nin özgün unsurlarından biri, sahip meydana geldiğu tek minaredir." ifadelerini kullandı.
Doğan, o dönemde artık mukarnasın yapılarda çok da fazla tercih edilmediğini bildiklerini fakat bu camide şerefeye geçişlerin mukarnaslarla sağlandığını anlattı.
Şerefede gotik kemer formunun hakim meydana geldiğuna, sütunlardan müteşekkil bir galeri görünümü bulunduğuna dikkati çeken Doğan, "Bu da caminin minaresinin eklektik bir üsluba evrildiğini bize gösterir ve yapıya özgün bir unsur olarak dahil olmuştur. Balyan ailesinden mimarların inşa ettiği ifade ediliyor ama hangisi meydana geldiğu kaynaklarda tam olarak kesin şekilde zikredilmiyor. Bununla birlikte gerek o dönem itibarıyla Müslüman olsun, gayrimüslim olsun Osmanlı mimarlarının her bir eserde farklı bir denemeye gittiklerini söylememiz mümkün. Yani yeniliklere çok açık meydana geldiğumuz bir dönem, her ne kadar plan açısından yapılar birbirlerine benziyor olsa da her bir yapıda farklı denemelerle karşılaşıyoruz. Burada da minare ve oval formdaki hünkar mahfilleri, hünkar kasrı bunu bize göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
Caminin tezyini unsurlarında kritik detayların meydana geldiğunu vurgulayan Doğan, Sultan Abdülmecid Han'ın kendisinin sanatkar meydana geldiğunu, caminin mermer minberi üzerindeki "Kelime-i Tevhid" levhasının bizzat padişahın kendisine ait meydana geldiğunu belirtti.
Padişahın şehzadeliği döneminde hat sanatıyla iştigal etmeye start aldığına işaret eden Doğan, "Sultan meydana geldiktan sonra da dönemin hat sanatkarlarından biri olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi'den icazet almıştır. Dolayısıyla hem icazetli bir sanatkar padişahtır hem de eserleri çeşitli camilerimizde levhalar şeklinde mevcuttur." dedi.
Doğan, caminin kubbe tezyinatında bulunan yazının dönemin kritik hat sanatkarı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye ait meydana geldiğunu kaydederek, "Kubbede Nur Suresi 35. ayetikerimeden ilk kısımlar yer almaktadır. Yani 'Allah göklerin ve yerin nurudur.' anlamına gelmektedir. Son dönem selatin camilerinde hünkar dairelere adını verdiğimiz harimler neredeyse yapıların ibadete ayrılan harim birimlerinden çok daha kapsamlı bir ebata sahiptir." şeklinde konuştu.
Caminin minberinin farklı renklerden müteşekkil mermerden oluştuğunu, bunların içerisinde kırmızı, kahverengi ve yeşil tonlarının görüldüğünü aktaran Doğan, diğer mermer minberlerde tek renk mermerin kullanıldığını dile getirdi.
Doğan, Küçük Mecidiye Camisi'nin kitabesinin dönemin kritik devlet adamları ve şairleri arasında yer alan Ziver Bey'in kaleme aldığı bir manzum kitabe meydana geldiğunu, kendisinin Medine'deki vazifesi sırasında vefat edip Cennet'ül Baki'ye defnedildiğini belirtti.
Küçük Mecidiye Camisi'nin inşası sırasında Sultan Abdülmecid'in talebi üzerine Kabe'den toprak getirildiğine işaret eden Doğan, şunları kaydetti:
"Caminin harcına Kabe toprağı ilave edilmiştir. Şu anki Mescid-i Nebi'nin mevcut şekli, yani Suudlar döneminde yapılan en dış eklentiler haricinde ana şekli Sultan Abdülmecid döneminde teşekkül etmiştir. Fakat sultan kendisi gidip buraları uyarıncamediği için bir maketinin yapılmasını talep ettiğini biliyoruz. Bu maket üzerinde yapılan değişiklikleri devamlı takip ettiğini kaynaklar bize aktarıyor. Hatta Sultan Abdülmecid Han'ın döneminden kalan ya da onun döneminde inşa edilen kapının üzerinde halen kendisinin tuğrası ve Bab-ı Mecidi ismi mevcuttur. Benzer şekilde Kabe ve Mescid-i Haram'a da çok kapsamlı yenilikleri, katkıları, tamiratları olmuştur. Aynı şekilde üçüncü harem olan Mescid-i Aksa'ya da kapsamlı hizmetlerde bulunan padişahlar arasındadır. Kendisi üç harem-i şerife olan muhabbeti ve sevgisiyle bilinir. Fakat çok genç yaşta vefat eden yani 40'ına henüz ulaşmadan vefat eden sultanlarımız arasındadır.".
Kaynak: Anadolu Ajansı
