Bilim insanları, 21. yüzyılda sömürgeciliğin dijital veriler üzerinden sürdürüldüğünü belirtiyor
Son gelişmelere göre, Geleneksel anlamda bir ülkenin "kendi toprakları dışında siyasi, ekonomik ve kültürel üstünlük kurması ve bu toprakların imkanlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanması" anlamına gelen sömürgecilik, teknolojik gelişmelerle yeni boyut kazandı. Teknolojik altyapı ve verin
Son gelişmelere göre, Geleneksel anlamda bir ülkenin "kendi toprakları dışında siyasi, ekonomik ve kültürel üstünlük kurması ve bu toprakların imkanlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanması" anlamına gelen sömürgecilik, teknolojik gelişmelerle yeni boyut kazandı.
Teknolojik altyapı ve verinin stratejik değer kazanmasıyla ülkeler ve küresel teknoloji şirketleri, özellikle daha az avantajlı ülkelerde kapsamlı miktardaki veriyi toplamaya ve ekonomik değere dönüştürmeye start aldı.
Bilim insanları tarafından "veri sömürgeciliği" olarak adlandırılan kavram ise verinin mülkiyetini ve katma değerini elinde tutan şirketlerin, veri üreten ülkeleri ekonomik açıdan kendilerine bağımlı hale getirdiğini belirtiyor.
bunun yanı sıra uzmanlar, "veri sömürgeciliğinin" yalnızca ekonomik anlamda değil dijital egemenlik ve ulusal güvenlik gibi alanlarda da uzun vadeli riskler doğuracağına işaret ediyor.
Son dönemlerdeki "veri sömürgeciliği" kavramı, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle eski sömürgecilik mantığının 21. yüzyıldaki yansıması olarak değerlendiriliyor.
Buna uyarınca, gelişmiş ülkeler veya küresel teknoloji şirketleri, hakimiyet kurdukları dijital altyapı ile platformlar üzerinden kullanıcı verilerini topluyor ve bu verileri yerel ekonomilere katkı sağlamadan ticarileştiriliyor.
Bu nedenle daha az avantajlı ülkeler, hem ekonomik anlamda dışa bağımlı hale geliyor hem de ulusal egemenlik açısından tehditlerle karşı karşıya kalıyor.
ABD'deki New York Eyalet Üniversitesinin (SUNY) Oswego Kampüsü'nden Profesör Ulises A. Mejias, veri sömürgeciliğini "ekonomik değer üretimi" ve "toplumsal kontrolün kişisel verilerin toplanması yoluyla gerçekleştirildiği toplumsal düzen" olarak tanımladı.
Mejias, "Eski sömürgecilik biçimleri toprak ve kaynakları ele geçirmeye odaklanırken veri sömürgeciliği, yeni tür bir kaynak peşinde." dedi.
Önceki sömürgecilik biçimlerinde doğa ve emeğin ucuz kaynaklar olarak değerlendirildiğini belirten Mejias, bugün ise verilerin oluşturulması, toplanması ve analiz edilmesinin ucuz kabul edildiğini anlattı.
Mejias, "Yeni nesil sömürgeciler, kamuya açık verileri yani bizim ürettiğimiz verileri özelleştirmenin yolunu buldu. Ardından bu verileri, bizi ticari ya da siyasi sebeplerle sömürmek veya manipüle etmek amacıyla algoritmalar geliştirmekte kullanıyorlar. Bunu mümkün kılan dijital altyapıya sürekli bağlı meydana geldiğumuz için toplumsal kontrol fırsatları kapsamlı." diye konuştu.
Yeni bir kavram olan ve herkesi bir şekilde ilgilendiren "veri sömürgeciliği"nin fayda ve bedellerinin herkesçe eşit paylaşılmadığına dikkati çeken Mejias, bunun bedelinin Küresel Güney'deki toplumlar, kadınlar ve yoksullar gibi bazı gruplar tarafından daha ağır ödendiğini vurguladı.
Mejias, devletlerin dijital egemenlik gerekçesiyle vatandaşlarına veya göçmenlere yönelik bazı uygulamalarını meşrulaştırabildiğini ifade etti.
Dijital egemenlik tartışmalarının jeopolitik boyutuna da dikkati çeken Mejias, ABD'nin Çin ile yapay zeka alanında rekabet içinde meydana geldiğunu vurguladı.
Johannesburg Üniversitesinden kıdemli araştırmacı Dr. Michael Kwet, verilerin şirketler ve hükümetler için kaynak meydana geldiğunu, kontrol etmek, sömürmek ve kar sağlamak için araç olarak kullanıldıklarını anlattı.
Verilerin iki temel işlevi yerine getiren hayati bir kaynak meydana geldiğuna işaret eden Kwet, şunları kaydetti:
"Birincisi, veriler şirketler tarafından hedefli reklamcılık ve yapay zeka modelleri gibi ürün ve hizmetler için kullanılır. İkincisi, veriler hükümetler tarafından kontrol etmek istedikleri nüfusları gözetlemek için kullanılır. Burada da ABD hakim durumda. ABD'li şirketler, tüketicileri hakkında en kapsamlı veri yığınına sahipken istihbarat kurumları da dünya nüfusunu gözetliyor."
Kwet, ABD ile Çin arasında teknoloji alanında dengeli bir rekabetin meydana geldiğu yönündeki yaygın görüşe katılmadığını belirterek, ABD'nin birçok alanda baskın konumda meydana geldiğunu ve bu üstünlüğünü öngörülebilir gelecekte de sürdürebileceğini savundu.
Yabancı teknoloji şirketlerinin ülke sınırları dışındaki insanların düşünce, özellik ve davranışlarına ilişkin ayrıntılı bilgilere erişebildiklerine dikkati çeken Kwet, "Veriler, ulusal egemenlik meselesi olarak kabul ediliyor." dedi.
Kwet, verilerin devletler ile teknoloji şirketleri arasındaki mücadelenin şekillenmesinde kritik rol oynadığını vurgulayarak bunun yanında donanım, yazılım, platformlar ve altyapılardan oluşan dijital ekosistemdeki diğer unsurların da kritik meydana geldiğuna işaret etti.
Dr. Michael Kwet, ülkeler ulusal düzeyde güvenlik duvarları kurarak yabancı teknoloji şirketlerinin erişimini sınırlamadıkları takdirde kendi vatandaşlarının bu şirketlerce gözetlenmesini engelleme konusunda çok sınırlı imkanlara sahip meydana geldiklarını dile getirdi..
Kaynak: Anadolu Ajansı
